İbrahim Kahveci yazısı
“Sen kimsin?”
Son günlerin en önemli tartışması yabancı reyting şirketlerinin kritik dönemdeki not kırmaları olsa gerek. S&P Türkiye'nin görünümünü negatife çevirmesinin ardından dün de Türk bankalarının görünümünü negatife çevirdi.
S&P'un listesinde Ziraat Bankası, İş Bankası, Garanti Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Vakıfbank artık negatif görünüme sahip olarak görülüyor. Bu hareket yatırımcılara, bu şirketlerin hisselerinden uzaklaşın mesajını da dolaylı olarak vermiştir. Zaten dün itibarı ile sadece bu bankalar borsada yaşanan düşüşün nerede ise iki katı oranında düşüş göstermiştir.
Bu bankalar zaten küresel kriz ile çok büyük fiyat düşüşleri yaşamıştı. Garanti Bankası 6,40 YTL'den 2,10 YTL'ye gerilemiş ve bu fiyatta S&P not kırarak hisse satın mesajı veriyor. Acaba kim için!
Acaba S&P'nin kendi notunu veya ABD'de krizde batan Mortgage şirketlerine verdiği notları artık tartışmayacağım. Bu yabancının nasıl not verdiğini artık herkes biliyor. Ama bizim bilmediğimiz bir şey varsa o da şu: Türk şirketlerini de bu deli saçması yabancı reyting şirketlerine bağlayacak mıyız?
Türkiye BASEL II ile yeni bir mali yapıya geçecek. Artık şirketler de bankalardan kredi alabilmek için bağımsız reyting şirketlerinden not almaları gerekecek. Aldığı not karşılığı o şirkete ya kredi verilecek veya verilmeyecek. Hatta kredinin faiz oranı dahi aldığı not durumuna göre değişecek.
Kredi notlarını şu an Türkiye için ve büyük şirketler için yabancı reyting şirketleri veriyor. Uluslararası mali kuruluşlar kredi ilişkilerinde uluslar arası güven açısından yabancı reyting şirketlerini zorunlu tutuyor. Örneğin Garanti, Ziraat veya İş Bankası'nın dış kredi alabilmesi için yabancı reyting şirketlerinden not alması gerekiyor.
BASEL II ile küçük ve orta boy şirketlerde artık reyting yaptırmak zorunda kalacaklar. Sorun şu: Bu reyting'i kim yapacak? Yine yabancı reyting şirketleri mi; yoksa Türk şirketleri mi? Yoksa yabancıya bağlı Türk şirketleri mi?
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Ağustos ayında yabancı reyting şirketlerine Türkiye'deki faaliyetleri için ya ofis açın veya Türkiye'deki faaliyetlerinizi bitirin kararı aldı. Ama şu ana kadar bu kararın uygulanış sonuçları gerçekleşmedi. Henüz ne Moodys, ne de S&P ofis açmadı ama Türkiye ve Türk şirketleri hakkında notlarını vermeyi sürdürüyor.
SPK izni ile yerli ve/veya yabancı ortaklı dört adet reyting şirketi yurtiçinde faaliyet sürdürüyor. Bunların dışında 2 adet yabancı reyting şirketi de ofis açmamalarına rağmen faaliyetlerini sürdürüyor. Kurumsal derecelendirmede ise yerli 4 reyting şirketinden 2 sine izin çıkmış durumda.
Türkiye olarak ve büyük şirketler olarak yabancı reyting şirketlerinin insafına bağlanmış durumdayız. Şimdi yol ayrımında ne yapacağız? Geride kalan küçük ve orta boy işletmeleri de mi yabancının insafına bırakacağız?
Finans piyasasını yabancılara bağlayan, reel sektörü yabancı bankaların kredi hareketlerinden derin etkilenen bir ülke olarak son darbeyi yine yabancı reyting şirketinden aldığımızı görüyoruz. Bize ders olarak bu yeter mi; yoksa yine yabancıya devam mı diyeceğiz?
Son olarak fikrimi belirteyim: Yabancı işlemlerinde, kuruluşlarında, sermaye hareketlerinde bizim resmi ve bağımsız kurumlarımız olay yurtdışına taştığında sadece yazışıyor. TMSF, BDDK, SPK, RK, EPDK gibi güç odaklarımız bir şey olduğunda S&P'u çağırabilir mi dersiniz?
BDDK, S&P'nin kasıtlı not düşürmesini tespit ederse ne yapabilir? SPK ne yapabilir? TMSF ne yapabilir? Sahi Almanya, Fransa veya İspanya paralarını batıran ABD'nin bozuk mortgage kâğıtlarına yüksek not veren Moodys'e, S&P'a hesap sorabildi mi?
Ya reytingciler bize de derlerse:
Sen kimsin?
Yeni Şafak